forum 250 - page 95

rasyonel toplum yaratır. Bülent Gültekin’in altını
çizdiği gibi,
“Rasyonel ve gelişmiş ülkelerde çoğu
kez sorunlar çıkmadan önlem alınabiliyor. Ga-
liba, gelişmiş ülkelerle, gelişmekte olan ülkeler
arasında en büyük fark, gelişen ülkelerde bu
öngörününolmaması,sorunlarçıkmadançözüm-
lerin üretilmemesidir.”
DAYATMACI DEĞİL KAPSAYICI
Murat Belge, Radikal
’de beş yıl önceki bir yazı-
sında,
“Ötedenberi kapalı, izolebir toplumoldu-
ğumuz için bir yandan kendi ‘yoğurt yeme’ tar-
zımızı en doğru, hatta tek yol olarak görüyoruz,
öte yanda ‘bizim gibi yoğurt yemeyenleri’ fena
halde yadırgıyoruz”
saptamasını yapıyor. Böylesi
bir tutum kapsayıcı değil ayırıcıdır; uzlaşmacı değil
çatıştırıcıdır. Belki de sığ düşüncelere sahip olanların
kitlelere kolay ulaşılması ve desteğinin sağlanma-
sının kolay yolu olduğu için Şark kurnazlarının
yolu da budur: Derinliği olmayan çatışmacı anlayışı
körüklemektir.
Demet Cengiz Bilgin
’in ülkemizdeki CEO’lar-
la ilgili bir değerlendirmesindeki,
“Ekiplerinde
karşı fikirleri üretenleri barındırmadılar. ‘Evet
efendimciler’ de onları dış dünyadan izole etti.
Dikkatlerini işlerin nasıl döndüğü, pazarda-
ki değişmeler yerine, günlük hisse fiyatlarına,
kurumların imajlarına çok fazla odakladılar.
Kendilerinikurumlarındanbüyükgördüler.Kriz-
lerin ayak seslerini duydukları halde, bunlara
yoldaki hız kesmekariyerleriymiş gibi baktılar”
saptamasını da özenle dikkate almalıyız. Dayatmacı
anlayışın sadece siyasette iktidar vemuhalefet diline
ve tutumuna yansıyan bir durum olmadığı iş yaşa-
mında CEO bakışına da yansıdığı anlaşılıyor.
İnsanları tek tip düşünceye yöneltmenin araç-
lardan biri de, inançlarla, gelenek ve görenekle,
efsanelerle belli şeylere inandırmaktır. Alışkanlıkla
yönetme, yönetimgücüne sahip olanların başvurdu-
ğu kolaycı yoldur. İnovasyon dediğimiz yenilikçilik
de
“farklı bir yol, yöntemve yaklaşımla”
düşüne-
bilmektir.
Anibal
’ın dediği gibi,
“Yabir yol bulmak
ya da bir yol açmaktır!”
Efsaneleri, tabuları, mut-
lak doğruları, tek yolcu tutumları, tek tip düşünce
rahatlıklarını terk edebilmektir.
TARİH BİLİNCİNİ YARATMALIYIZ
Çok genel anlatımıyla tarih bilinci, geçmişte
yaşanlardan ders çıkararak daha sağlıklı gelecek
yaratmaktır.
Atilla Karaosmanoğlu
, Mart 2003
Globus
’da,
“Tarihten ders çıkarmak, o derslere
dikkat edilerek daha önce yapılan yanlışları tek-
rar etmemek için de kullanılır. Tarih, ‘geçmişe
saplanarak’ sizi esaret altınadaalabilir. Türkiye
özeline baktığımızda, ya bozgun psikolojisiyle
hareket ediyoruz ya da olmadığımız kadar ken-
dimizi güçlü görüyoruz”
diyordu. Bu saptama
insanlığın temel sabitlerinden biri olan
“aşırı ve
noksan değerlendirme ilkesini”
içselleştiremedi-
ğimizin de kanıt
Tarih bilincine dayalı sonuçlar çıkarmalıyız: Dışa
ve dünyaya açık durmadımız zaman, dünya genelin-
deki eğilimlerin yarattığı fırsatları kaçırdığımızın
tek örneği
Sanayi Devrimi
’ni ıskalamış olmamız
değil. Daha birçok ekonomik ve sosyal gelişmede,
olmamız gereken yerde değilsek, bunun sebebi,
tam zamanda proje-odaklı, gündemli, korkuların
gölgesiyle karartılmamış tartışmaları yeterince ya-
pamamış olmaktır.
Şimdi bilim ve teknolojik gelişmenin yarattığı
üretim, ulaşım ve iletişim teknolojilerinin iç bü-
tünlüğünün gerektirdiği
hukuk düzeni
ve
kurum-
sal yapı, işlev
ve
kültür
yeniden tasarlanıyor. Bu
aşamada
Mevlana
’nın dediği gibi, önümüzde iki
yol var: Birincisi,
inanç ve geleneklerimizin bize
aktardığı kolaycı yolu
seçmek... İkincisi de,
kendi
içimize bir yolculuk yaparak, kendi olanak ve
kısıtlarımızı net olarak bilmek
.
Elbetki düşüncelerin eksiklerini ve yanlışlarını
söylemek, tartışma alanını genişletmek, sağlıklı ge-
rekçeler üretmek olması gereken bir davranış biçimi.
Bizimde istediğimiz tamböylesi bir gelişme: Burada
yazılanları kimse onaylamamalı ama ne anlatmak
istendiğini alıcı bir ruhla, katılımcı ve paylaşımcı
anlayışla, kapsayıcı bir tutumla irdelemeli.
Hepimiz
“İşaret parmağımızla başkalarını
suçlarken, üç parmağımızın kendimize dönük
olduğunu, sen ne yaptın, sen ne yaptın, sen ne
yaptın?”
diye işaret ettiğini gözden ırak tutma-
malıyız.
Herkesin güvenceği bir hukuk düzenini
kurmadan, kitlelerin zihninde meşrulaştırıl-
mış bir kalkınma stratejisine dayalı söylem dili
yaratmadan, dayatmacı değil kapsayıcı yolu
seçmeden, tarih bilincimizi yükseltmeden kay-
naklarımızı etkin değerlendiren kalkınmayı
gerçekleştirebilir miyiz? Gelin bu konuyu enine
boyuna tartışalım.
Herkesin
güvenceği bir
hukuk düzenini
kurmadan,
kitlelerin zihninde
meşrulaştırılmış
bir kalkınma
stratejisine
dayalı söylem
dili yaratmadan,
dayatmacı
değil kapsayıcı
yolu seçmeden,
tarih bilincimizi
yükseltmeden
kaynaklarımızı
etkin
değerlendiren
kalkınmayı
gerçekleştirebilir
miyiz?
EKONOMİK
FORUM
95
i
1...,85,86,87,88,89,90,91,92,93,94 96,97,98,99,100,101,102,103,104,105,...132
Powered by FlippingBook